in

Gözlük

 Yaşlı adam karısını ölümünden sonra yalnız bir hayatı seçmişti. Yalnızlığı seviyordu, bir şikayeti yoktu. Fakat ev sahibiyle tartışmaları yüzünden başka bir semte taşınmak zorunda kalışı biraz canın sıkmıştı. Alışkanlıklarından kolay vazgeçen biri değildi. Yıllardır oturduğu semti, küçük apartman dairesini terk etmek zorunda kalmış, yeni bir çevreye girmişti. Ama öyle çok arkadaşı olan biri değildi nasılsa. ’’Benim için dert değil’’  diye geçirdi içinden. Neresi olsa fark etmezdi onun için.

Taşınma esnasında gözlüğünün kırıldığını hatırladı, canı sıkıldı. Gözlüğü olmadan uzağı seçemiyordu. Üstelik üç aylığını almasına da daha zaman vardı. ’’Neyse idare edeceğiz artık’’  dedi. Yatağına uzandı. Yeni evinde geçireceği ilk gecenin verdiği karmaşık duygular içerisinde uykuya daldı. Sabah günün ilk ışıklarıyla uyandı. Evin içinde dolaşmaya başladı. Yıllardır kullandığı eşyaları tek tek inceledi. Hepsi de gözüne iğreti duruyormuş gibi geldi. ’’Alışırsın’’  diye söylendi kendi kendine. Balkona çıktı, etrafına bakındı. Geniş caddenin iki yanına sıralanmış apartmanları inceledi. Hiçbir yerde hayat belirtisi yoktu, herkes uyuyordu. Mutfağa geçip kendine bir çay demledi. Küçük masasını ve iki sandalyeyi balkona taşıdı. Kahvaltısını balkonda yaparken etrafını seyre koyuldu.

Sokak yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Telaşla evinden işine, okuluna koşuşturanlara baktı. Bir zamanlar o da böyle değil miydi? Haline şükretti. Bu esnada tam karşı apartmanın balkonunda oturmakta ve kendisine bakmakta olan bir kadın dikkatini çekti. Başıyla selam verdi, kadında gülümseyerek karşılık verdi. Bu kendi yaşlarında modern giyimli hoş bir hanımdı. Gerçi gözlüğü olmadığı için yüzünü tam manasıyla seçemiyordu. Ama yine de güzel bir kadın olduğu her halinden belliydi. İçinde bir şeylerin kıpırdadığını hissetti. Telaşa kapıldı birden. Bu yaşta böyle şeyler hissetmek onu rahatsız etmişti ama hoşuna da gitmişti. İçeriye girdi, sanki kadın hislerini anlayacakta rezil olacakmış gibi kaçtı. Kimdi acaba? Belki de evliydi. ’’Yok yok mutlaka bekardır’’  diye düşündü. Kocasını kaybetmiş kendisi gibi yalnız bir yaşamı seçmiş olmalıydı. Bu düşünce hoşuna gitti ama yinede içi rahat etmedi. Emin olmalıydı, mutlaka öğrenmeliydi.

Perdenin altından kadını gözetlemeye koyuldu. Evde şayet başkası varsa , bir an da olsa görebileceğini umuyordu. Öğleye kadar gözledi. Hiç kimseyi  göremedi. Ama yinede içi rahat etmedi. Kadının kendisi gibi yalnız olmasını çok istiyor ama bundan emin olamıyordu. Yemeğini yine balkonda yemeğe karar verdi. Tepsiye koyduğu yemekleri masaya yerleştirirken göz ucuyla karşı balkona baktı, kadın yoktu. Bir yandan yemeğini yiyor, bir yandan da belli etmeden balkonu gözlüyordu. Birazdan kadın elindeki kahve fincanıyla gelip, koltuğuna oturdu. Ona bakarak gülümsedi. Adamcağızın eli ayağına dolandı. Heyecandan dizleri titredi ama yine de gülümsemeyi başardı. Kalbi deli gibi çarpmaya başladı. Şimdi bütün komşular kalbinin sesini duyacaklar, o da bu yaştan sonra rezil olacaktı. Kendi içeriye dar attı. İlk gençlik yıllarından beri böyle şeyler hissetmemişti. O gün bir daha balkona çıkamadı ama perdenin altından gözetlemeyi ihmal etmedi. Kadın bir çok defa balkona girdi, çıktı ama hep yalnız olarak. Kadının yanında birinin olmayışı hoşuna gitti.

      Hava karardığında balkondaki masayı apar topar topladı. Akşam yemeğini içeride yedi. Erkenden yattı ama bir türlü uyku tutmadı. Kalktı televizyonu açtı, boş boş baktı, sarmadı. Perdeyi araladı, Karşı dairenin camında ışık süzülüyordu. ’’Henüz yatmamış’’  diye geçirdi içinden. Acaba ne yapıyordu? Televizyon mu seyrediyordu, örgü mü örüyordu. Belki de kitap okuyordu. Canı sigara çekti. Yıllar önce sigarayı bırakmıştı, iyi de etmişti. Sağlığı için doğru bir karardı ama şimdi bunları düşünecek hali yoktu. Seyrekte olsa evine gelen arkadaşlarına ikram edebilmek için bir yerlerde bir paket sigarası vardı ama nerde? Çekmeceleri karıştırdı, dolaplara baktı, uzun bir süre arandı ve sonunda buldu. Evin içinde sigara içmeyi sevmezdi, Balkona çıktı, sigarasını yaktı. Arkasına yaslandı, keyifle tüttürmeye başladı. Hafiften başı döndü. ’’İnşallah tekrar alışmazsın’’ dedi kendine. Uzun süre oturduğu yerden karşıya baktı. Neden sonra üşüdüğünü fark edip içeriye girdi ve yattı. Sabah kadar yatakta dönendi durdu. Ancak sabaha karşı derin bir uykuya dalabildi. Rüyasında onu gördü. Evlenmişlerdi. El ele, diz dizeydiler.

Gülümseyerek uyandı. Eskiden olsa böyle iyi uyuyamadığı bir gecenin sabahında külçe gibi olurdu. Ama bu sabah kendini çok iyi hissediyordu. Delikanlı çevikliğiyle yataktan fırladı. Duş alı, traş oldu. Ocağa yemek koydu. O kalkmadan bütün işlerini bitirmek istiyordu. Kahvaltısını yeni bitirmiş, kahvesini yudumlarken kadın balkon kapısında belirdi. Ne kadar kendinden emin, ne kadarda hoştu. Bu defa atik davrandı. Önce kendisi selamladı. Kadın gülümseyerek karşılık verdi. Nasıl da rahattı, acaba oda onu beğenmiş miydi? Artık genç değildi ama hiç de fena sayılmazdı. Bir kere sağlıklı ve dinçti. Hem beğenmese böyle uzun uzun süzer miydi? Kadın hiç çekinmeden rahatça bakıyordu adama. Halbuki o öyle miydi? Bir ara günaydın demeyi düşündü ama sesini duyuracak kadar yakın değildi. Vazgeçti. İçi öylesine bir mutlulukla doluydu ki, saatlerce burada oturup ona bakabileceğini düşündü.

      Günler birbiri ardına geçtikçe adamın içindeki yangında büyüdü. Onu göremediği bir günü olsun istemiyordu. Onunla tanışmak, sevdasından söz etmek, evlenmek en büyük arzusuydu. Üç aylığını alacağı gün gelmişti. Sabah hazırlanıp evden çıktı. Bir an önce işlerini görüp eve dönebilmek için sabırsızlanıyordu. Maaşını alıp gözlükçüye uğradı ve camlarını değiştirdi. Aceleyle evine döndü. Gözlüğünü takınca rahatlamıştı. Karşı balkona göz attı, kimse yoktu. Çarçabuk bir çay demledi ve balkondaki yerini aldı. Beklemeye başladı. Birazdan balkona çıkacak, o da sultanının simasını doya doya görecekti. Bekledikçe heyecanı arttı. İşte! Karşıda bir kıpırtı vardı. Balkonun kapısı aralandı geliyordu. Kalbi deli gibi çarpmaya başladı. Karşıdaki her zamanki yerine oturdu ve sıcak bir gülümsemeyle adamı selamladı. Adam gördüğü manzara karşısında o kadar şaşırmıştı ki bütün uzuvları dumura uğramış, sanki vücuduna inme inmişti. Hiç hareket etmiyor sadece bakıyordu. İnanamayan gözlerle baktı, baktı, sadece baktı. Uğruna geceler boyu uykusuz kaldığı, yanıp tutuştuğu, evlenmeyi düşündüğü, gönlünün sultanı, sevdiceği, kendi yaşlarında yalnız yaşayan bir erkekti!

      Şoku atlatması uzun sürdü. Bir süre sonra dudaklarında bir gülümseme belirdi. Bunca yıl yaşamıştı. Daha düne kadar onu herhangi bir şeyin şaşırtacağına inancı yoktu ama olmuştu işte. ‘’Bu zamana kadarda böyle mi olmuştu acaba’’ diye düşündü. Gençken yaşadığı, hissettiği bütün aşklar geçti gözünün önünden. O anda bir çıkarımda bulundu. Aşk dediği, nitelendirdiği şey ne karşısındakinin güzelliği ne de albenisiyle ilgiliydi. Tamamen onun karşısındakini nasıl gördüğüyle ilgiliydi. Bir yandan şaşkın bir yandan da kendini düşürdüğü hale gülerek çayını içmeye devam etti.

Bu içerik FİKİRLE formlarımız ile oluşturulmuştur. Siz de içerik ekleyebilirsiniz

Rapor et

Fikrinizi Öğrenebilirmiyiz?

Yazar : ToneDef

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Mimarinin İncisi 10 Muhteşem St. Petersburg Sarayı

Can Sıkan Gözenekler İçin Muhteşem Maske Tarifleri