in

Kısmet

Hayat ezelden beri bana hiç de eğlenceli gelmemişti, ne çocukken ne de gençken. Küçükken dışarıdan bakıldığında kendi halinde, sessiz, içine kapanık, efendi biri olarak tabir edilebilirdim. Ama ben bunun kendini ifade edememişlik olduğunu biliyordum. Kendimde bir farklılık olduğunu düşünüyordum. Öyle üstün zeka falan değil. Daha başka bir şey. Daha derinliği olan biri.

 Pek parlak bir öğrenci değildim ama felsefeye meraklıydım. Çok okur, değişik fikirleri kafamda analiz etmeyi severdim. Etrafımda bu düşüncelerimi paylaşacak ve üzerine tartışacak birilerine ihtiyaç duyuyordum. Ama yoktu işte!

      Annem ve babamla ilişkim herkesin ki gibiydi. Aynı evi ve yemeği paylaşırdık ama işte o kadar. Yine de severdim onları. Ara sıra bilgi yönünden daha donanımlı bir ailede doğmuş olmayı hayal eder, her şeyin daha farklı olduğunu, cıvıl cıvıl bir delikanlı olduğumu düşlerdim.

     Kafamda yine düşlerimle her zamanki gibi okuldan eve dönüyordum. Sokağın köşesine geldiğimde gördüğüm kalabalık düşüncelerimden sıyrılmama yetti. Ne olmuştu böyle? İnsanların  koşuşturmalarından neler olduğunu anlamaya çalıştım. Kollarından çekiştiriyor ‘’neler oluyor?’’ diye soruyordum. İnsanlar benimle yüz yüze gelmekten kaçınır gibiydiler. Kimse cevap vermiyordu.

Kimdi bilmiyorum. Birisi beni çekip oturttu.

-İhsan oğlum başın sağ olsun. Metin ol.

-Babam mı?

-İkisi de…

      Bu duygular nasıl tarif edilir bilemiyorum. Hiçbir şeyin öneminin kalmadığı bir an. Acı, keder şimdiden başlayan büyük özlem. Arkasından gelen suçluluk duygusu. Bir yumruk geldi düğümlendi boğazıma. Ne bir şey söyleyebildim ne ağlayabildim. Taş kesildim sanki. Trafik kazası geçirmişler. Daha 13 yaşında sap gibi ortada kalmıştım.

      Annemle arası hiçbir zaman iyi olmayan teyzem beni yanına aldı.  Kendi evinde bile kendini oraya ait hissetmeyen ben şimdi teyzemin, eniştemin ve iki kuzenimin yanında tam bir sığıntıydım. Eniştem paraya önem veren biriydi. Ben parayı sokaktan toplamıyorum. Size verilenlerin değerini bilin. Dersinizi çalışın adam olun derdi. Doğru söylüyordu, haklıydı. Bir şeyler yapıp eve katkıda bulunmam lazımdı. Okul dönüşleri hava kararana kadar simit sattım. Akşamları yorgunluktan bitmiş bir şekilde eve döndüğümde, herkes yatmadan yatağıma yatamazdım. ’’Ne keyif ehli bu çocuk’’ diye düşünsünler istemezdim. Okulda yorgunluk ve uykusuzluktan kendimi derse veremez, azar işitirdim. Zaten artık kitapta okuyamaz olmuştum. Bu bir süre böyle devam etti. O yıl sınıfta kaldım. Aslında bana sorsalar okul yerine para kazanmayı tercih ederdim. Ama teyzem aksinde çok ısrarlıydı. Annemin ona küs gitmesinin verdiği rahatsızlığı bana sahip çıkarak ve okutarak gidermek istiyor gibiydi. Günden güne zayıflıyordum. Mahalledeki kadınlar bana acıyor. ’’Ayol bu çocuğun kulağından arkası görünüyor. Ölecek zavallı’’ diyorlardı. Tüberküloz olmuştum.

      Bünyem sokağın şartlarına mı alıştı? Büyüdükçe kuvvetlendim mi? Tedavi mi sonuç verdi bilmiyorum. İyileştim. Lise son sınıftaydım artık. Üniversite sınavları yaklaştığında arkadaşlarım çoktan istedikleri bölümleri belirlemiş, kafalarında seçimlerini yapmışlardı. Benimse kafamda hiçbir meslek yoktu. Ne iyi bir üniversitenin iyi bir bölümünü kazanabilecek bilgi birikimim vardı ne de öyle uzun boylu okuyabilecek bir param. Yine de sınavlara girdim. Kimsenin beğenmediği,  düşük puanlı, iki yıllık bölümleri yazdım. Anadolu’nun ücra bir üniversitesini kazandım. Kaydımı yaptırıp yurda yerleştim. Devlet yurdu olduğundan artık çalışmak zorunda değildim. Dersler başlamıştı. Kendimi tamamen derslerime vermiştim. Tek hedefim okulu bitirip, bir iş bulup hayata atılmaktı. Okuldaki hocalarla aram çok iyiydi. Sohbetlerine beni de katarlardı. Bir gün okulumuzun dekanı beni odasına çağırttı. Öğretmenlerimin benden çok memnun olduğundan, derslerimin çok iyi oluşundan benimle ilgilendiğini ve tanımak istediğini söyledi. Bana şöyle dedi.

-Oğlum gördüğüm kadarıyla sen çok başarılı zehir gibi bir çocuksun. Rahatlıkla dört yıllık bir bölümde okuyabilirdin. Neden böyle bir tercih yapmadın?

Bende ona anlattım. Nasıl şartlarda okuduğumu, bu okulun bile benim için hayal olduğunu söyledim. Duygulanmıştı.

-Sana bir teklifim var. İstersen seni çalıştırırım. Diğer arkadaşlarla da konuştum, hepsi yardıma hazırlar. Gelecek yıl üniversite sınavlarına bir kez daha girersin ama çok çalışacaksın. Ne dersin?

Kabul ettim. Bir yıl boyunca durmadan çalıştım. Bana emek veren bu insanların çabalarını boşa çıkarmak istemiyordum.

      Sınav sonuçları açıkladığında ilk tercihim olan, seçkin bir üniversitenin felsefe bölümünü kazanmıştım. Sevincim sonsuzdu. Dekan bey yeni okulumun dekanına benimle ilgili referans mektubu yazdı. Gelecek vaat ettiğimden özel olarak ilgilenilmemi rica etti. Şimdi memleketin en seçkin üniversitelerinden birindeydim. Üstelik sevdiğim bir bölümde okuyordum. Burada da hocalarımın büyük desteğini gördüm. Bir müddet sonra burs kazanarak Amerika’daki bir üniversiteye gittim. Başlarda gerek dil gerek kültür farkından dolayı çok zorlandım. Zamanla ona da alıştım. Kendime orada yeni bir hayat kurdum. Mezun olduktan sonra aynı üniversitede okutmanlık yaptım. Birçok ülkede profesör ünvanıyla dersler verdim.

      Ayakları soğuktan morarmış simitçi İhsan,  Amerikalı bir kızla İstanbul Hilton da evlendi. Şimdilerde 65 yaşında emekli bir akademisyenim. Mutlu bir hayatım ve beni seven torunlarım var. Sizlere fantastik gibi gelen bu hikaye benim gerçek yaşam öykümdür.

     

Bu içerik FİKİRLE formlarımız ile oluşturulmuştur. Siz de içerik ekleyebilirsiniz

Rapor et

Fikrinizi Öğrenebilirmiyiz?

Yazar : ToneDef

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Estetik Sektöründe Trend Olan Yeni Yöntemler ve Son Teknolojiler

İlber Ortaylı ve Tavsiyeleri – Bir Ömür Nasıl Yaşanır ?