in

İlber Ortaylı ve Tavsiyeleri – Bir Ömür Nasıl Yaşanır ?

İlber Ortaylı Kimdir?

Türk ve dünya eğitiminde başarıları, kitapları ve görüşleriyle ses getiren Ortaylı 1947 yılında doğdu. 1965’te Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi’nde Sosyal Bilgiler Fakültesi ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdikten sonra  Viyana Üniversitesi’nde Slavistik ve Orientalistik eğitimi gördü. Yüksek lisans çalışmasını ise Prof. Dr. Halil İnalcık ile yaptı. Bazı bölgelerde Viyana, Cambridge, Kudüs, Oxford, Berlin ve Moskova’daki üniversitelerde misafir öğretim üyeliği görevi yaptı.  Çeşitli bilimsel dergilerde Osmanlı tarihinin 16. Ve 19. Yüzyılı hakkında ve Rusya tarihi ile ilgili makaleleri yayımlandı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İdare Tarihi bilim dalı başkanı olarak görev yaptı. 2002-2014 yıllarında ise Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Hukuk dersleri veren İlber Ortaylı; bu üniversitede hâlâ öğretim üyesi olarak görevini sürdürmektedir. Oldukça donanımlı bir kişilik yapısına sahip olan Ortaylı’nın savunduğu görüşlerin çoğu kişiye; ki özellikle gençlere ilham olduğu çok açık. Ortaylı; Almanca, İngilizce, Rusça ve Fars dillerini bilmektedir. Aynı zamanda kendisi Uluslararası Osmanlı Etüdleri ve Avrupa İranoloji Cemiyeti üyesidir. Rusya Federasyonu Bilimler Akademisi onursal profesörüdür. Ve Bosna-Hersek, Makedonya Karadağ Bilim ve Sanat akademileri üyesidir. Son kitabı ise BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR adlı kitabıdır.

 

Günümüze Kadar En Çok Okunmuş Romanlar

Peki Bize Neler Tavsiye Ediyor?

İlber Ortaylı hocamızın “Bir ömür nasıl yaşanır?” isimli kitabında bizlere tavsiye ettiği belli hususlar vardır. Biraz da bunlardan bahsedelim..

Aslında diyor ki; bir şeyi yapmak istediğinizde ve bunun için harekete geçtiğinizde, yardım almaya imkan bulacağınız bir ortamda bulunmayabilirsiniz. Bunun için ortamınızı kendiniz oluşturacaksınız diyor. Yani istekleriniz ve ihtiyaçlarınız için gerekli ortam olmadığında; o ortamı bizim yaratmamızı istiyor. Dil mi öğrenmek istiyoruz? Gerekli kişilere ve yerlere ulaşacağız. Eğer durduğumuz yerden o bize gelmiyorsa. Ki bunu da pek mümkün görmüyor..

Yıllarca aldığı tavsiyelerden çıkardığı kanaati şu imiş: ‘’Özel hayatınızla ilgili kimseyi dinlemeyeceksiniz! Anneniz, babanız dahil.’’ Burada aslında kendi duygu ve düşüncelerimizdeki özgürlüğümüzün istisnai kısmından söz etmekte. Zaafınız olsun diyor kısacası. 

Yabancı dil hususunda ise 25 yaşın sınır olduğunu söylüyor. Yani 25 yaşına kadar her şeyin tıkırında ilerlediğini, o zamana kadar yaşanılan ve öğrenilenlerin muntazam olduğunu; ancak ondan sonrasının ise çok da rayında durmayacağından, yani hatırda, bellekte çok da sağlıklı kalmayacağından bahsediyor. 25 yaş net sınırdır demekte kendisi… 

Ayrıca herkesin hukukçu olmak zorunda olmadığını da söylüyor. Herkesin üst mertebelerde tahsil yapmasının lüzumsuz olduğunu, insanların bir muslukçuya da ihtiyacı olacağını, hatta bir muslukçunun bazen bir hukukçudan çok da lazım olacağını söyler. Ona göre yüksek tahsillerin çok da sert bir kaide olması doğru değildir.

Düşünen insanın, düşünmek isteyen insanın bahaneleri olamayacağından ve olmaması gerektiğinden de sıkça bahseder. Düşünmek isteyen insanın rüyasında bile düşünebileceğini, hatta birçok iyi fikirin , insanın rüyasında geleceğini ve aynı zamanda birçok problemin de rüyada çözülebileceğini söyler. Ki bu da düşünceyi değerli bulan insanların tabularını ne kadar da yıkmaya müsait olduklarını gösteriyor. Bu çok güzel bir şey…

Okuyup yazarak çalışanlara, sabahları çalışmalarını, bilhassa da notlar alarak çalışmalarını katiyetle öneriyor hocamız. Sabahların özel havasından faydalanmak gerektiğini, insana iyi geldiğini de özellikle belirtiyor.

Yeni ve farklı ilişkiler kurmak için atakta bulunmamız gerektiğini; özellikle okul dışındaki çevrelerde farklı ortamlarda bulunup farklı insanlardan bambaşka şeyler öğrenerek bilgi dağarcığımızı, bakış açılarımızı ve düşüncelerimizi genişletebileceğimizi ve görgümüzün artacağını özellikle belirtmiştir. Bunun bize çok şey katacağını söyler.

Ayrıca iyi hocanın insanın üzerinde etkisinin çok olduğunu ancak esas önemli olan şeyin kişinin kendisini yetiştirme şekli olduğunu söyler. İlgisi, bilgisi dikkat çeken bir insanın her grupta rahat edeceğini belirtir.

 

Ve hocamız, bizim konforumuza çok düşkün olduğumuzu düşünüyor. Diyor ki; bir gayeniz varsa, bir isteğiniz varsa, kalkın diyor. İnsan ancak kendi dünyasını kendisi yerinden oynatır diyor. Ki çok da doğru. Ve diyor ki; ‘’Bir insanın bittiği an, miskinliğine esir düştüğü andır.’’ Kim ne yaparsa, kendisine, kendisi için… 

İşimizi doğru seçmemiz gerektiğini, yoksa hayatımızın yanlışını yapmış olabileceğimizi söylüyor. Ve daha en başında aşık olduğumuz işi yapmamız gerektiğini; yoksa hayattaki gayemizi kaybedeceğimizi, zihnimizin uyuşacağından bahsediyor. 

Diyor ki: ‘’Okumuş insanın görmesi gereken beş şehir: Petra, Antakya, Palmira, Efes ve İskenderiye. İstanbul bile bu şehirlerden sonra ortaya çıkmıştır.’’ 

Kırklı yaşlardan sonra hayatın bir dinginliğe girdiğini, her şeyin sakinleştiğini ve insanın asıl bu yaştan sonra belirginleştiğini ve çok iyi bir aşk dönemi de olduğunu belirtir. Çünkü her şey durudur ona göre bu dönem. Saftır. Şeffaftır…

Bu içerik FİKİRLE formlarımız ile oluşturulmuştur. Siz de içerik ekleyebilirsiniz

Rapor et

Fikrinizi Öğrenebilirmiyiz?

Yazar : beyzaa

Kısmet

Nemlendirici Detoks Etkili Cilt Bakim Ürünleri